Hümanist kültüre açılan küçük bir pencere






ALINTILIK
Dünden bugüne kalan
Açıklama, Bildiri, Konuşma, Söylev v.s.


AbdullahGül
Cumhrbaşkanı Seçildiğinde
Abdullah Gül'ün
TBMM Genel Kurulundaki
Konuşması




28 Ağustos 2007                      
‎
‎
                    BAŞ SAYFA DÜŞÜNCE ODASI  MAVİPENCERE   GÖZLEMEVİ   ARKABAHÇE   IŞIKLIYOL
                          Alıntılık      Belgelik   Yarenlik   Okumalık ‎   Bakmalık   Gezinmelik
Yüce Meclis'in Sayın Başkanı,
‎ Saygıdeğer Milletvekilleri,

‎ Ülkemiz demokrasisinin ne kadar olgunlaştığını hem kendimize hem de ‎dünyaya bir kez daha gösterme fırsatını bulduğumuz bir dönemden ‎geçiyoruz.
‎ Kısa bir süre önce bütün dünyanın takdirle izlediği bir genel seçim yaptık ‎biraz önce de Cumhurbaşkanlığı seçimini en güzel bir biçimde tamamladık. ‎Beni ülkemizin 11. Cumhurbaşkanı olarak seçen Yüce Heyetinize en içten ‎şükran duygularımı sunuyorum.
‎ Bizler Türk milleti olarak, nice büyük devletler kurmuş, cihanşümul ‎imparatorluklara sahip olmuş bir milletin, şerefli bir tarihin mirasçılarıyız. ‎‎
‎ Başta devletin değişik kademelerinde yer alanlar olmak üzere, hepimiz, ‎ilelebet yaşatmaya kararlı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti'nin ‎daha da güçlenmesi için elbirliğiyle çalışmalıyız. Cumhuriyetin kurucusu Büyük ‎Atatürk'ün koyduğu, "Türkiye Cumhuriyeti'ni muasır ‎medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma" hedefi daima ‎aklımızda olmalı.
‎ Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bugünlere, varlığını ve gücünü ‎pekiştirerek ulaşmış bulunuyor. Biz bu Cumhuriyeti kolay ‎kurmadık, bugünlere zahmetsiz gelmedik. Aziz vatanımızın her karış ‎toprağının şehit kanlarıyla sulanmış olması, bunun kanıtıdır. Cumhuriyetimizi ‎kuran kadronun, önce saldırgan güçlere karşı bir İstiklâl ‎Savaşı vermesi, ardından da ülkemizi çağdaş milletler topluluğunun ‎saygın bir üyesi yapmak üzere olağanüstü çabalar göstermesi gerekti. O ‎dönemde ne büyük fedakârlıklara katlanıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu ‎yüce Meclis, o fedakâr kadronun hepimize armağanıdır.
‎ TBMM'nin milletimizin iradesiyle oluşan ve varlığıyla o iradeyi temsil eden, ‎ülkemizin bugünü ve geleceğiyle ilgili bütün kararların alındığı yegâne çatıdır. ‎Yüksek katılımla gerçekleşen son genel seçimin oluşturduğu heyetiniz, millî ‎iradeyi en geniş ve en güçlü bir biçimde temsil etmektedir. Demokrasimizin ‎katılımcılık ve temsil özellikleri, bu seçimle daha da güçlenmiştir. Sizler gibi ‎geniş temsil kabiliyetine sahip bir heyetin takdirlerine mazhar olmayı, ‎kendim için büyük bir onur sayıyorum. Üstlendiğim şerefli görevin ‎sorumluluğunu yerine getirirken, milletimizin siz değerli temsilcilerinin ‎desteğine her zaman ihtiyaç duyacağım tabiîdir. ‎ ‎
Bu vesile ile Cumhuriyetimizin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa ‎Kemal Atatürk ve aynı görevi bugüne kadar üstlenmiş bütün ‎Cumhurbaşkanlarımızı saygıyla, ahirete intikal edenleri rahmetle anıyor ve ‎milletimiz adına hepsine en kalbî şükranlarımı sunuyorum.
‎ Görevimin zorluğunun idrakindeyim. Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu ‎sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil eder. ‎Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli çalışmasını gözetir. ‎Bunları yerine getirmek, bir anayasal gerekliliktir. Görevde bulunacağım süre içerisinde hiçbir ‎ayrım yapmaksızın bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağım. ‎Tarafsızlığımı titizlikle koruyacağım ve devlet organlarının uyumlu ‎çalışmasını sağlamak için elimden gelen bütün gayreti göstereceğim. ‎‎
‎ ‎Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
‎ Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. ‎Anayasamızın değişmez hükümleriyle belirlenmiş bu nitelikler bir bütündür ‎ve her biri hiç kuşkusuz Cumhuriyetimizin temel değerleridir. Bu ilkelerin hepsini, hiçbir ayrımcılığa tâbi ‎tutmadan savunmak ve her fırsatta güçlendirmeye çalışmak ‎azmi ve kararlılığı içinde olacağım.
‎ Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden lâiklik, bir hak ve ‎özgürlükler sistemi olan demokrasi içerisinde farklı hayat tarzları için ‎özgürleştirici bir model olduğu kadar, bir sosyal barış kuralıdır da... Yalnız ‎bu kadar da değil; hemen her toplumda zaman zaman baş gösteren çatışma ‎ve kavga unsurlarını daha baştan ortadan kaldırmanın en kestirme yolu da ‎yine lâiklik ilkesine bağlılıktır. İçinde yer aldığımız coğrafyaya özgü ‎gerçekleri ve hassasiyetleri düşündüğümüzde, din ve vicdan özgürlüğünü de ‎içinde barındıran laiklik ilkesinin değerini daha iyi kavramış oluruz.
‎ ‎Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
‎ Dikkatlerinizi çekmek istediğim önemli konuların en başında demokratik sisteme duyulması gereken güven geliyor. ‎Vatandaşın yöneticilerini kendisinin seçtiği demokratik sistem, hukukun ‎evrensel ilkelerine bağlı, hak arama yollarının açık olduğu, temel hak ve ‎özgürlüklerin bireysel veya örgütlü olarak sonuna kadar kullanılabildiği bir ‎yapıdır. Ülkelerin gelişmesi ve insanların mutluluğu için asgarî şart, açık bir ‎topluma dönüşmektir. Anayasamızda yer alan, fikir ve ifade ‎özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, insanlarımızın onurlu ‎bir hayat sürdürebilmelerinin de teminatıdır. Şiddeti beslemeyen her türlü ‎fikrin serbestçe ve korkusuzca ifade edilebildiği bir AÇIK TOPLUM olma ‎hedefinden asla sapmamalıyız. Çağdaş dünya, nicedir, özgürlüklerden ‎korkmamayı öğrendi; bizler de özgürlüklerimize en hayatî değerlerimiz ‎olarak her durumda sahip çıkmalıyız.
‎ Günümüz dünyasında, farklı özelliklerin vurgulandığı, değişiklikten ve çeşitlilikten korkulmayan bir ‎anlayış daha fazla kabul görmeye başladı. Bizi millet yapan değerler yerli ‎yerinde ise; anayasal düzenin temel ilkeleri yerleşmiş ve herkes tarafından ‎gözetiliyor ise böyle bir ortamda, farklılık ve çeşitliliklerimiz bizim için ‎zafiyet unsuru değil, aksine en büyük zenginliğimiz olacaktır. Bu gerçeği ‎görebilirsek, birlik ve beraberliğimizi, dirlik ve düzenimizi daha da ‎sağlamlaştırabiliriz. Demokratik kültürümüz çoğulculukla beslendiği oranda, ‎bizi biz yapan değerlere daha kolay sahip çıkabiliriz.
‎ Hepimizin bildiği gibi, devlet, insanların ‎mutluluğunu, huzurunu, refahını, güvenini sağlamak için ‎vardır. Bir tek vatandaşının dahi, din, dil ve etnik özellikleri ‎yüzünden ya da ekonomik durumu nedeniyle kendisine karşı ayrımcılık ‎yapıldığını, horlandığını hissettiği bir ülke, çağdaş bir ülke olma vasfı ‎taşıdığını iddia edemez.
‎ Devlet görevinde, üzerine titrenmesi gereken en önemli nokta, insan odaklı ‎bir hizmet anlayışının hâkimiyeti olmalıdır. Asıl olan vatandaşın doğuşuyla ‎kazandığı temel haklarıdır. Bu da devlet adına hareket eden, her kademeden ‎bürokratların, her eğilimden siyasîlerin, öncelikle vatandaşın hak ve ‎hukukunu korumakla görevli olduklarının bilincinde bulunmalarını gerektirir. ‎‎
‎ ‎Kadın-erkek eşitliğinin tam olarak sağlandığı, kadınlarımızın ‎hayatın her alanına aktif olarak katılabildiği şartların gerçekleştirilmesi ‎öncelikli hedefimiz olmalıdır. Bu amaca hizmet edecek her adımınıza destek ‎olacağımı bilmenizi isterim.
‎ ‎Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
‎ Ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi ve sosyal barışın sürdürülmesini ‎sağlayan en önemli unsurların başında, adalet duygusunun vatandaşlar ‎arasında yerleşmesi gelir. Hukuk devleti olmanın temelinde adalet ilkesi ‎vardır.
‎ Türkiye Cumhuriyeti, adalet mekanizmasının en süratli biçimde işlediği, ‎insanların hak duygularının zedelenmediği, vicdanların tatmin olduğu bir ‎devlet olmak zorundadır; bunu sağlayacak olan da siz değerli ‎milletvekillerinin kararlılığıdır.
‎ Vatandaşları devletine kopmaz bağlarla bağlayacak, demokratik sisteme ‎sahip çıkma ihtiyacını artıracak, gurur ve onurunu takviye edecek olan unsur; ‎güçlü bir toplumsal güven duygusudur. Toplumsal güveni sarsan hastalıkların ‎başında yolsuzluk ve haksızlıklar gelir. Yolsuzluk ve haksızlığın ‎ortadan kaldırılmasının en etkili yöntemi ise kamu hayatında ‎şeffaflığın sağlanmasıdır.
‎ Her vatandaş, ihtiyacı olan her bilgiye en kısa sürede erişebilmelidir. ‎Bireylerin doğru bilgiye ulaşabilmesinin en kestirme yolu ise bağımsız, tarafsız ve sorumluluğunu müdrik bir ‎medyanın varlığından geçer.
‎ Çağdaş bir hukuk sistemine, şeffaflık ve istikrara sahip olması, Türkiye'nin ‎gücüne güç katacak, dünyanın diğer ülkeleri gözünde saygınlığını artıracaktır. ‎Kendine güvenen bireylere ve güçlü bir toplum yapısına sahip olabilmek için, ‎eğitimde, ekonomide, kamu görevlerinde, devlet imkanlarından ‎yararlanmada, hemen her alanda, fırsat eşitliğinin bütün ‎vatandaşlara sağlanması elzemdir.
‎ ‎Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
‎ Türkiye hedefini doğru seçmiş, o hedefe ulaşma yolunda şimdiye kadar ‎büyük mesafeler kat etmiştir.
‎ ‎3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakerelerine başladığımız Avrupa Birliği yolunda kararlı bir biçimde ve kendi ‎irademizle yürümeye devam etmeliyiz. Avrupa Birliği üyeliği ‎hedefi, siyasî ve ekonomik reformları daha ciddî bir kararlılıkla ‎gerçekleştirmemiz, ülkemiz için gereklidir. Avrupa'daki siyasî konjonktür ‎her zaman değişebilir. Bizim için önemli olan, çağdaş standartlara ‎ulaşabilmek için gerekirse müzakere fasıllarını kendimiz açıp kapama ‎iradesini gösterebilmemizdir. Reformlarını aksatmadan hayata geçirerek ‎Avrupa Birliği ile her alanda uyum sağlamış bir Türkiye, zamanı geldiğinde, ‎kendi tercihini kendisi yapacaktır. Reformlarımızı, ‎başkaları istiyor diye değil, kendimiz, kendi halkımız için ‎gerçekleştirmeliyiz. Kendini yenilemiş güçlü bir Türkiye'nin Avrupa ‎Birliği yolunda önüne çıkartılacak engelleri aşması çok daha kolay olacağı ‎gibi, zaman içerisinde o engellerin de fazla bir anlamı kalmayacaktır. Bunu ‎başarmak bizim elimizdedir.
‎ Cumhuriyetimizin 100. yıldönümüne eriştiğimizde, güçlü ve sarsılmaz ‎demokratik kurumları, istikrara kavuşmuş dev ekonomik gücü, birbirine ‎güvenen insanları ve farklılığı zenginlik sayan anlayışın kökleşmiş olduğu ‎toplum yapısıyla, Türkiye'nin, dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri ‎olacağına inanıyorum.
‎ Güçlü bir demokrasiye, güçlü bir ekonomiye ve güçlü bir silahlı kuvvetlere ‎sahip olan Türkiye bu özellikleriyle, hem kendi vatandaşlarını mutlu edecek, ‎hem de bölgesine huzur ve istikrar getirecektir.
‎ Riskli bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu coğrafyada, Türkiye, çevresi ve dışarıdan ‎bakanlar için tam anlamıyla güvenli bir ada olmalıdır. Bunun için de bu hafta ‎boyunca kutlayacağımız zaferlerimizi borçlu olduğumuz, dünyanın takdir ve ‎gıptayla baktığı, bağımsızlığımızın sembolü, güçlü, modern ve etkili Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin caydırıcılık gücünün ‎yüksek tutulması, ulusal bekamızın kaçınılmaz ‎gereğidir.
‎ Asayiş ve huzurumuzun güvencesi olan fedakâr emniyet güçlerimizi de yeni ‎ortaya çıkan güvenliği bozucu eylemler karşısında daha da güçlendirmeliyiz. ‎Unutmayalım; vatandaşı rahat ve huzur içerisinde başını yastığa koymayan ‎bir ülkenin kalkınması, refah düzeyini artırması mümkün değildir. ‎Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü tehdit eden terörist eylemlere karşı ‎etkili mücadelemiz, büyük bir kararlılıkla sürdürülecektir. Bu uğurda ‎verdiğimiz şehitler, kaybettiğimiz vatan evlatları, hepimizin yüreğini ‎dağlıyor. Ateş düştüğü yeri yakar, ama devletimiz, acıları dindirmek, ateşi ‎söndürmek için vardır. Şehit aileleri ve yakınlarının, şehitlerimizin bizlere ‎birer emaneti olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız.
‎ ‎Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
‎ "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" bundan böyle de ‎temel ilkemiz olmalıdır. Doğusu ve batısıyla, güneyi ve kuzeyiyle bütün ‎ülkenin eşit şartlar içerisinde refahı paylaşması huzur ve istikrarı ‎yaygınlaştıracak, bireyler arasında kardeşlik duygularını pekiştirecek, birlik ‎ve beraberliğimizi sağlamlaştıracaktır.
‎ Yakın ve uzak komşularımızla, karşılıklı güven ve saygıya dayalı, onurlu bir ‎işbirliği zemini oluşturmalıyız. Türk devletleri ve topluluklarıyla ilişkilerimizi ‎tarihî bir sorumluluk olarak görüyorum ve özel bir hassasiyetle takip ‎edeceğim. Komşularımızla ilişkilerimizi her zamankinden daha büyük bir ‎kararlılıkla sürdürürken, dünyadaki gelişmelere de kayıtsız kalmadan, ‎inisiyatifi her zaman elimizde tutacak aktif politikalar uygulamalıyız.
‎ ‎Sosyal devlet anlayışının gereklerinin neler olduğunun, sosyal ‎güvenlik sistemimizin daha da yaygınlaştırılması ihtiyacının, sağlık alanında ‎alınacak mesafeler bulunduğunun, eğitim, bilim ve teknoloji alanlarında yeni ‎atılımlar yapılması gerektiğinin hepimiz farkındayız. İstikrara kavuşmuş, ‎uluslararası rekabet gücünü yakalamış ekonomimizin dengelerini bundan ‎böyle de korumalıyız. İçe kapalı ekonomilerin, günümüz dünyasında ayakta ‎kalma şansı yoktur. Tam rekabetin kanalları, içeride ve dışarıda daima açık ‎olmalıdır. İnsanımızın özlenen bir refah düzeyine kavuşmasının ve ülkemizin ‎övünülecek bir noktaya taşınmasının en önemli unsuru, rekabet gücü olan, ‎etkinlik ve verimliliği esas alan bir ekonomidir.
‎ ‎Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
‎ Sözlerime son verirken, kararlılığımı bir kez daha en güçlü biçimde ifade ‎etmek isterim. Bana tevdi ettiğiniz bu onurlu görevi yerine getirirken ‎milletimizin ve onun iradesinin yansıdığı Yüce Meclis’in desteğini her zaman ‎ve her şartta arayacağım.
‎ Kapım herkese açık olacak. Aralarında ayrım gözetmeksizin, bütün siyasî ‎partiler ve sivil toplum kuruluşlarıyla yakın bir işbirliği içerisinde olacağım. ‎Demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin üzerine titreyeceğim. Şeffaflık ‎içinde, tam bir tarafsızlıkla, bütün vatandaşlarımı kucaklayarak yoluma ‎devam edeceğim. Gücüm yettiğince, vatandaşlarımın huzuru, ülkemin esenliği ‎yolunda çaba sarf edeceğim. Kimsenin kimseyi ezmediği, keyfiliğin hüküm ‎sürmediği, hak kullanımı açısından zayıfla güçlü arasında hiçbir fark ‎bulunmayan, vatandaşın haklarının korunup kollandığı, içeride güçlü, dışarıda ‎saygın bir Türkiye ideali için var gücümle çalışacağım.
‎ ‎BU UĞURDA ALLAH BENİ MAHCUP ETMESİN. ASİL ‎MİLLETİMİZİ VE SİZLERİ EN DERİN SAYGI, SEVGİ VE MİNNET ‎DUYGULARIYLA YENİDEN SELÂMLIYORUM."
‎ ‎
‎